AİHM Taner Kılıç kararında, Hükümetin, başvurucunun bir insan hakları savunucusu olmasının ona 'yargı bağışıklığı' sağlamayacağı yönündeki argümanı (§ 161) karşısında Mahkeme nasıl bir denge kurmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #272365

AİHM, Hükümetin bu argümanını prensipte kabul etmekle birlikte, somut olayda bu prensibin arkasına sığınılarak keyfi bir uygulama yapıldığına işaret etmiştir. Mahkeme, bir insan hakları savunucusunun dokunulmaz olmadığını, suç işlemesi halinde herkes gibi yargılanabileceğini kabul eder. Ancak, bu yargılamanın ve özellikle tutuklama gibi ağır bir tedbirin, kişinin meşru ve barışçıl insan hakları faaliyetleri bahane edilerek, onu susturmak veya sivil toplumu caydırmak amacıyla yapılmaması gerektiğini vurgular. AİHM'in kurduğu denge şudur: Yargı bağışıklığı yoktur, ancak yargılama, temel hakların kullanımını cezalandırmak için bir araç olarak kullanılamaz. Taner Kılıç davasında Mahkeme, aleyhteki delillerin 'makul şüphe' oluşturmaktan uzak olduğunu tespit ederek, yargılamanın meşru bir suç şüphesine değil, başvurucunun statüsüne ve faaliyetlerine yönelik olduğu sonucuna zımnen varmıştır. Bu, yargılamanın haklı bir sebebe dayanmadığını ve dolayısıyla keyfi olduğunu gösterir.