AİHM, Taner Kılıç kararında, 26 Ekim 2017'de ağır ceza mahkemesinin, ByLock raporu ve HTS raporu gibi 'somut delillerin varlığına' dayanarak tutukluluğun devamına karar verdiğini belirtmiştir (§ 26). AİHM, bu 'somut delil' nitelemesini kabul etmiş midir? Mahkemenin bu delillere yaklaşımı nasıldır?
AİHM, yerel mahkemenin bu nitelemesini kabul etmemiş, aksine bu delillerin somutluktan ve inandırıcılıktan yoksun olduğunu tespit etmiştir. AİHM'e göre, 'ByLock raporu' olarak atıf yapılan belge, sadece bir bağlantı tespiti içeren, içeriği ve iradiliği belirsiz, 'ham bir tespit' niteliğindedir (§ 108). 'HTS raporu' ise, bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere, ByLock sunucusuna bir bağlantı kurulduğuna dair kanıt içermemektedir (§ 25). Dolayısıyla, yerel mahkemenin 'somut delil' olarak nitelendirdiği unsurlar, AİHM tarafından 'makul şüphe' oluşturmaktan uzak, soyut ve yetersiz veriler olarak değerlendirilmiştir. Bu durum, AİHM ile ulusal yargı organları arasında delil değerlendirme standardı açısından derin bir farklılık olduğunu göstermektedir.