AİHM Taner Kılıç kararında, başvurucuya isnat edilen eylemlerden birinin '5 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleştirilen çalıştayın teşvikçilerinden biri olmak' olduğu belirtilmiştir (§ 26, 30). Başvurucunun bu çalıştaya ilişkin savunması ne olmuştur ve bu durum suçlamanın niteliği hakkında ne gibi bir ipucu vermektedir?
Başvurucu savunmasında, 5 Temmuz 2017 tarihli çalıştayın düzenlendiği sırada kendisinin zaten tutuklu olduğunu belirtmiştir (§ 26). Başvurucu 6 Haziran 2017'de tutuklanmıştır. Dolayısıyla, tutukluyken, dışarıda düzenlenen bir çalıştayın 'teşvikçisi' olması fiilen imkansızdır. Bu durum, suçlamanın somut olgularla ne kadar çelişkili ve dayanaksız olduğunu göstermektedir. Savcılığın, sanığın tutukluluk durumunu dahi kontrol etmeden bu tür bir suçlamayı iddianameye dahil etmesi, AİHM'in 'makul şüphe'nin yokluğuna ilişkin genel tespitini destekleyen ve ceza soruşturmasının özensizliğini ortaya koyan önemli bir ayrıntıdır.