Bir alacak davasında davacı, dava dilekçesinde farklı kalemlerden oluşan taleplerini (örneğin, haksız fesih tazminatı, müşteri tazminatı, kazanç kaybı) belirtmiş, ancak bu taleplerini 'belirsiz alacak davası' olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, bu taleplerin aslında 'belirli' olduğu kanaatine varırsa, davayı 'kısmi dava' olarak kabul edip esastan inceleyebilir mi? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/6895 sayılı kararındaki çoğunluk ve azınlık görüşü bu konuda nasıl ayrışmaktadır?
Bu konuda Yargıtay Daireleri arasında ve hatta aynı daire içinde görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/6895 sayılı kararındaki çoğunluk görüşü, alacağın belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davası olarak açılmasının 'hukuki yarar' yokluğuna yol açtığı ve bu nedenle davanın süre verilmeksizin usulden reddedilmesi gerektiği yönündedir. Çoğunluk, hakimin dava türünü re'sen değiştirerek kısmi dava olarak devam etmesini kabul etmemektedir. Karşı oy yazılarında ise, HMK m. 33 uyarınca 'hukuki nitelemenin hakime ait olduğu' ilkesi gereği, davacının dava türünü yanlış belirtmesinin sonuca etkili olmaması gerektiği savunulmaktadır. Davacı, vakıaları ve asgari bir talebi ileri sürdüğüne göre, hakim bu davayı şartları varsa 'kısmi dava' olarak nitelendirip esastan incelemelidir. Bu görüşe göre, davanın hukuki yarar yokluğundan reddi, hak arama özgürlüğünün aşırı şekilci bir yorumla kısıtlanması anlamına gelir (Yargıtay 11. HD, E. 2015/15101, K. 2016/6895).