AİHM Taner Kılıç kararında, Hükümet, başvurucunun tüm şikayetlerinin, Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamındaki derogasyon ışığında incelenmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme, bu argümanı genel olarak nasıl değerlendirmiş ve derogasyonun hangi sınırlara tabi olduğunu belirtmiştir?
AİHM, derogasyon bildirimini not etmekle birlikte, Hükümet'in bu argümanını mutlak bir kalkan olarak kabul etmemiştir. Mahkeme, 15. madde uyarınca alınan tedbirlerin dahi 'durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde' olması gerektiğini ve Sözleşme'den doğan diğer yükümlülüklere aykırı olamayacağını vurgulamıştır. Özellikle, keyfiliği önleyen temel güvencelerin (örneğin 'makul şüphe' standardı) derogasyon dönemlerinde dahi askıya alınamayacağını ima etmiştir. Nitekim, 5. maddenin 1. fıkrasının ihlaline karar verirken, tutuklamanın olağan kanun hükümlerine dayandığını ve bu nedenle 'durumun gerektirdiği katı bir tedbir' sayılamayacağını belirterek derogasyon argümanını reddetmiştir (§ 115). Benzer şekilde, 5. maddenin 4. fıkrasını incelerken, duruşma yapılmamasını derogasyon kapsamında makul bulmuş, ancak bu makullüğü belirli bir zaman dilimi ve somut koşullarla sınırlamıştır (§ 84). Özetle, derogasyon, devlete sınırsız bir yetki vermez ve alınan her tedbirin gereklilik ve orantılılık denetimine tabi olmaya devam eder.