AİHM Taner Kılıç kararında, başvurucunun tutuklanmasının ve tutukluluğunun devamının temel dayanağı olarak gösterilen ByLock kullanımı iddiası, Sözleşme'nin 5. maddesi § 1 (c) fıkrası kapsamındaki 'makul şüphe' standardını neden karşılamamıştır? Mahkeme'nin bu konudaki yaklaşımının temelindeki ilkesel argüman nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #272240

AİHM, Taner Kılıç kararında (§ 106-108), sadece şifreli bir iletişim aracı olan ByLock'u indirmenin veya kullanmanın, tek başına, objektif bir gözlemciyi yasa dışı bir faaliyetin söz konusu olduğuna ikna edecek bir unsur teşkil etmeyeceğini belirtmiştir. Mahkeme'ye göre, 'makul şüphe' standardının karşılanabilmesi için, iletişimin içeriği, bağlamı veya kullanıcıya özgü diğer somut unsurlarla desteklenmesi gerekir. Kararda, başvurucunun tutuklanmasına dayanak olan 'analiz sonuçları' belgesinin, neye dayanarak ve hangi verilerden hareketle bu sonuca varıldığını göstermeyen 'ham bir tespit' olduğu, sonradan düzenlenen çok sayıda bilirkişi raporunun ise bu iddiayı çürüttüğü vurgulanmıştır. İlkesel argüman, bir kişinin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasının, varsayımlara veya genel nitelikteki suçlamalara değil, bireyselleştirilmiş, somut ve objektif olarak doğrulanabilir olgulara dayanması gerektiğidir. (Bkz. AİHM Taner Kılıç Kararı, § 106; Akgün v. Türkiye kararına atıfla, § 173).