TCK 87/1-c'deki 'yüzde sabit iz' kavramının tespitinde, mağdurun 'duruşmadaki beyanı'nın veya 'hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi'nin yeterli olmaması neden önemlidir? Bu durumun tıbbi uzmanlık gerektiren konulara ilişkin yargısal yaklaşımı nasıl yansıttığını açıklayınız.
TCK 87/1-c'deki 'yüzde sabit iz' kavramının tespiti, hukuki olmaktan çok tıbbi bir uzmanlık alanına girer. Yargıtay (Örn. Ceza Genel Kurulu, E. 2018/288, K. 2018/288), katılanın duruşmadaki beyanıyla veya hakimin genel ve hukuki bilgisiyle bu tespitin yapılamayacağını açıkça belirtmiştir. Bunun nedeni, bir yara izinin 'sabit iz' niteliğinde olup olmadığının belirlenmesinin, tıbbi kriterlere (örn. boyutu, rengi, şekli, görünürlüğü, iyileşme süreci) ve bilimsel değerlendirmelere dayanmasıdır. Bu tür bir değerlendirme, ancak adli tıp uzmanları tarafından, yaralanmadan en az altı ay sonra yapılan muayene sonucu düzenlenecek raporla mümkündür. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, yargılama sürecinde tıbbi uzmanlık gerektiren konularda bilimselliğe ve objektif delillere verilen önemi yansıtır. Hakimin kendi bilgi ve tecrübesinin yeterli olmadığı konularda uzman görüşüne başvurma zorunluluğu, adil yargılamanın temel prensiplerindendir.