Yargıtay ve Danıştay'ın tıbbi malpraktis davalarına bakış açılarındaki temel farklılıkları 'kusur' ve 'sorumluluk esası' bağlamında analiz ediniz. Bu farklılığın Anayasa'daki 'eşitlik' ve 'Devletin sorumluluğu' ilkeleri açısından doğurduğu eleştirileri tartışınız.
Yargıtay (adli yargı) ve Danıştay (idari yargı), tıbbi malpraktis davalarında 'kusur' ve 'sorumluluk esası' açısından belirgin farklılıklar sergilemektedir. Bu farklılık, davalının kamu veya özel kurum olmasıyla doğrudan ilişkilidir. **1. Yargıtay'ın Yaklaşımı (Özel Sağlık Kuruluşları):** * Yargıtay, hekimin hastasına karşı yüksek bir 'özen borcu' olduğunu kabul eder. Vekalet sözleşmesinden doğan sorumlulukta, vekil (hekim) işi özenle görme borcundadır ve **en hafif kusurundan bile sorumludur** (Yargıtay 13. HD 2020/4994 E., 2021/1053 K.; Yargıtay 13. HD 2004/12088 E., 2005/1728 K.). Bu, hekimin tüm mesleki şartları yerine getirmesi, hastanın durumunu zamanında ve eksiksiz saptaması, uygun tedaviyi gecikmeden belirleyip uygulaması gerektiği anlamına gelir. Yargıtay, bu yaklaşımıyla 'insanın değeri' kavramına uygun bir çözüm getirdiğini savunur (Kadim Hukuk makalesi). **2. Danıştay'ın Yaklaşımı (Kamu Sağlık Kuruluşları):** * Danıştay, kamu hastanelerinde verilen sağlık hizmetinden kaynaklanan zararlarda, idarenin sorumluluğunu 'hizmet kusuru' prensibine dayandırır. Ancak, uygulamada Danıştay, bu kusurun genellikle **'ağır hizmet kusuru'** olmasını aramaktadır (Kadim Hukuk makalesi). Bu yaklaşım, sağlık hizmetinin 'riskli' bir nitelik taşıdığı gerekçesine dayandırılır. Danıştay, tıbbi müdahalede ihmal ve kusurlar bulunduğunda dahi, hizmet kusuru 'ağır' değilse sorumluluğa gitmeyebilir (Danıştay 10. Dairesi 2005/8407 E., 2007/6526 K. - intihar olayı). **Farklılığın Anayasal Eleştirileri:** Bu farklı yaklaşımlar, hukuk doktrininde ve yargısal çevrelerde ciddi eleştirilere konu olmaktadır: * **Anayasanın 56. Maddesi (Sağlık Hakkı):** Anayasa'nın 56. maddesi, 'Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlama' yükümlülüğünü getirir. Bu yükümlülük, kamu ve özel ayrımı yapılmaksızın tüm tedavi kurumları ve devlet için geçerlidir. Danıştay'ın ağır kusur arayışı, Devletin bu anayasal yükümlülüğünü yeterince karşılamadığı şeklinde yorumlanabilir. * **Anayasanın 10. Maddesi (Eşitlik İlkesi):** Kamu hastanesinde zarar gören hasta ile özel hastanede zarar gören hasta arasında, sadece hizmetin verildiği kurumun kamu veya özel olması nedeniyle sorumluluk esası ve tazminat alma ihtimalinde farklılık oluşması, eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edebilir. Bir hasta, kamu hizmetinden kaynaklanan bir zararda daha yüksek bir kusur derecesi ispatlamak zorunda kalırken, diğeri için en hafif kusur dahi yeterli görülebilmektedir. * **Anayasanın 125. Maddesi (İdarenin Sorumluluğu):** Anayasa'nın 125. maddesi, 'İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür' hükmünü içerir. Bu hüküm, idarenin kusurlu sorumluluğunun yanı sıra, kusursuz sorumluluğunu da kapsar. Danıştay'ın ağır kusur arayışı, idarenin bu geniş sorumluluğunu daraltmaktadır. Eleştiriler, 'sosyal devlet' ilkesi gereği, bedensel zarara uğrayan hastanın veya yakınlarının korumasız bırakılmaması, hatta kusursuz sorumluluk ilkesi gereği dahi tazminat ödenmesi gerektiği yönündedir (Kadim Hukuk makalesi). Sonuç olarak, Yargıtay'ın 'en hafif kusurdan sorumluluk' yaklaşımı ile Danıştay'ın 'ağır hizmet kusuru' arayışı arasındaki bu temel farklılık, hukuki belirlilik ve adalet beklentisi açısından önemli sorunlar yaratmaktadır.