Dolandırıcılık suçunda (TCK Madde 157) 'yarar sağlama' unsurunun gerçekleşmesi için, failin bilerek ve isteyerek hareket etmesi (kast) yeterli midir, yoksa özel bir 'amaç' (saik) gütmesi de aranır mı? Bu durumun suçun manevi unsuru üzerindeki etkisini tartışınız.
TCK Madde 157 Gerekçesi'ne göre, dolandırıcılık suçu 'kasten işlenebilen' bir suçtur. Burada söz konusu olan kasıt, dolandırıcılık suçunun maddi unsurlarının (hileli davranış, aldatma, zarar, yarar) hepsinin fail tarafından bilinmesini ve istenmesini ifade eder. Failin gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmesi, hile sonucunda malvarlığında bir eksilme ve kendisine/başkasına bir artma meydana geldiğini bilmesi ve hile ile zarar arasındaki illiyet bağının bilincinde olması yeterlidir. Kanun metninde failin suç işleme amacının (saik) ne olması gerektiği açıkça yazılmadığına göre, özel bir amaç (örn. 'zenginleşme amacı' gibi) aranmaz. Failin fiilini bilerek ve isteyerek (kasten) gerçekleştirmesi yeterlidir (Ceza Genel Kurulu 2017/4 E. , 2019/383 K.). Kast, doğrudan kast olabileceği gibi, olası kast da olabilir. Yani, failin 'yarar sağlamak amacıyla' hareket etmesi, kastın doğal bir sonucu olup, ayrıca bir saik olarak aranmaz. Bu, suçun manevi unsurunun tespitinde, failin fiilinin bilinci ve iradesi üzerinde yoğunlaşılması gerektiğini gösterir.