Dolandırıcılık suçunda (TCK Madde 157) 'yarar sağlama' ve 'zarar' unsurları arasındaki 'illiyet bağı' kavramının hukuki önemi nedir? Özellikle hileli davranışın, zararın ve menfaatin doğrudan sebebi olması gerekliliğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #265708

Dolandırıcılık suçunda (TCK Madde 157) 'yarar sağlama' ve 'zarar' unsurları arasındaki 'illiyet bağı', suçun maddi unsurlarının tamamlanması için kritik bir öneme sahiptir. TCK Madde 157 Gerekçesi ve Yargıtay içtihatları (Ceza Genel Kurulu 2017/590 E. , 2017/318 K.) bu illiyet bağını açıkça vurgulamıştır. Buna göre, failin gerçekleştirdiği hileli davranışlar ile mağdurun malvarlığında meydana gelen eksilme (zarar) ve failin veya başkasının malvarlığında meydana gelen artma (yarar) arasında doğrudan bir nedensellik bağı bulunmalıdır. Yani, zarar ve yarar, failin hileli davranışlarının doğrudan ve kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkmalıdır. Eğer zarar veya yarar, hileli davranışlardan bağımsız başka bir nedenden kaynaklanıyorsa, illiyet bağı kesilmiş olur ve dolandırıcılık suçu oluşmaz. Örneğin, zaten batık durumda olan bir kişiden hileli beyanlarla para almak, eğer bu paranın batık durumu nedeniyle geri ödenemeyeceği baştan biliniyorsa ve hile bu durumu gizlemeye yönelikse dolandırıcılık oluşur. Ancak, hileli davranışlarla para alındıktan sonra beklenmedik bir olay (örn. ekonomik kriz) nedeniyle geri ödeyememe durumu ortaya çıkarsa, dolandırıcılık suçu oluşmayabilir çünkü zarar ile hile arasında doğrudan bir nedensellik bağı yoktur. Failin, hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığının bilincinde olması (kastı) da gereklidir.