Dolandırıcılık suçunda (TCK Madde 157) 'kazanç' elde etme ve 'zarar' verme unsurları, failin doğrudan kendisi için mi, yoksa başkası için de mi gerçekleşebilir? Bu durumun suçun manevi unsuru (kast) üzerindeki etkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #265688

TCK Madde 157/1'de dolandırıcılık suçu, 'kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan' ve 'onun veya başkasının zararına olarak' şeklinde açıkça belirtilmiştir. Bu ifade, failin hileli davranışları sonucunda sağlanan yararın ve oluşan zararın, failin kendisi veya üçüncü bir kişi lehine/aleyhine gerçekleşebileceğini gösterir. Yani, failin doğrudan kendisi için menfaat sağlaması şart değildir; üçüncü bir kişinin menfaat sağlaması da suçu oluşturur. Aynı şekilde, zarar, doğrudan mağdurun kendisine yönelik olabileceği gibi, üçüncü bir kişinin malvarlığına da yönelik olabilir. Suçun manevi unsuru olan kasıt (TCK Madde 157 Gerekçesi), failin gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmesini ve bu hileli davranışlar sonucunda kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini ve mağdurun veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini bilmesini ifade eder. Failin, bu menfaat sağlama ve zarar verme durumunun kendi hileli davranışları sonucunda meydana geldiğini ve hile ile zarar arasındaki illiyet bağının bilincinde olması yeterlidir. Yararın veya zararın kimin lehine/aleyhine olduğunun bilinci, suçun oluşumu için yeterlidir, bu durum kastın niteliğini değiştirmez.