Dolandırıcılık suçunun (TCK 157) uzlaşma kapsamına alınmasının hukuki sonuçları nelerdir? Özellikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilen durumlarda bu değişikliğin etkisi nasıl değerlendirilmelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #264642

Dolandırıcılık suçunun temel şekli olan TCK Madde 157/1, 02.12.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik CMK'nın 253/1. maddesine göre uzlaşma kapsamına alınmıştır. Bu değişiklik, sanık lehine bir düzenleme olup, ceza muhakemesi hukuku açısından önemli sonuçlar doğurur. **Hukuki Sonuçları:** 1. **Uzlaşma Prosedürü:** Soruşturma veya kovuşturma aşamasında, eğer suç uzlaşma kapsamına giriyorsa, savcı veya mahkeme, fail ile mağdur veya suçtan zarar gören arasında uzlaşma girişiminde bulunmak zorundadır (CMK 253). Uzlaşma süreci sonucunda taraflar uzlaşırsa, dava düşer (soruşturma aşamasında takipsizlik, kovuşturma aşamasında düşme kararı verilir) ve kamu davası açılamaz veya devam edemez. 2. **Etkin Pişmanlık (TCK 168):** Uzlaşma, mağdurun zararının giderilmesi esasına dayandığı için, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasıyla da paralel bir etki yaratabilir, ancak uzlaşma, etkin pişmanlıktan farklı olarak yargılamayı tamamen sonlandırır. **HAGB Kararı Üzerindeki Etkisi:** Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilen durumlarda bu değişiklik özel bir önem taşır. Eğer sanık hakkında TCK 157 kapsamında bir HAGB kararı verilmiş ve denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle HAGB hükmünün açıklanması gündeme gelmişse, yeni düzenleme gereği uyarlama yargılaması yapılması zorunludur. * **Uyarlama Yargılaması:** Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2015/10708 E., 2017/7609 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, HAGB'ye neden olan suçun dolandırıcılık olması durumunda, öncelikle bu suç yönünden uzlaştırma işleminin olumlu sonuçlanıp sonuçlanmadığı araştırılır. * **Sonuç:** Eğer uzlaştırma olumlu sonuçlanırsa, dolandırıcılık suçu nedeniyle HAGB hükmünün açıklanması gerekmeyecektir (dava düşeceği için). Bu durumda, sanığın denetim süresinde işlediği başkaca kasıtlı suçlardan mahkum olup olmadığı tespit edilerek sonucuna göre HAGB'nin açıklanıp açıklanmayacağı yeniden değerlendirilir. Bu, sanıkların lehine bir durum oluşturur ve yargılamanın temel ilkelerinden olan lehe kanunun geçmişe yürümesi prensibinin bir gereğidir. Ancak HAGB'nin açıklanması için gerekli diğer şartların da bulunmadığının teyit edilmesi gerekir.