Fuhuş suçu (TCK 227) bağlamında, kolluk görevlilerinin 'gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi' rolü ve bu rolün hukuka uygun delil elde etme sınırları nelerdir? Yargıtay'ın bu konudaki 'kışkırtıcı ajan' yasağına ilişkin ilkesini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #264641

Fuhuş suçu gibi gizli yürütülen suçlarda, kolluk görevlilerinin 'gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi' olarak hareket etmesi önemli bir delil toplama yöntemidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12.05.2015 tarihli, 2014/10-454 E., 2015/156 K. sayılı kararında (ve bu kararı benimseyen Yargıtay 18. CD. 2018/3663 E., 2018/10857 K. karşı oyu), CMK 139. maddesi dışındaki suçlar yönünden de kolluk görevlilerinin Cumhuriyet Savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileriyle suç ve failini belirlemek amacıyla 'alıcı rolüne girerek' suça azmettirmeden ve teşvik etmeden delil toplayabileceği kabul edilmiştir. Ancak, bu yetkinin hukuki sınırları vardır ve en önemlisi 'kışkırtıcı ajan' yasağıdır. Kolluk görevlisi, hiçbir zaman kışkırtıcı ajan gibi hareket edemez. Önceden failde bulunmayan suç işleme kastı yaratılarak, fail suç işlemeye azmettirilmemelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları (örn. Teixeria de Cortro Peri/Portekiz davası) da bu ilkeyi vurgulamaktadır: polisin kışkırtması sonucu elde edilen deliller meşru kabul edilmemelidir. Gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi, soruşturma sırasında pasif bir davranışta bulunmanın ötesine geçmemeli, suçun işlenmesine teşvik eder bir tarzda etki uygulamamalıdır. Eğer polis memurlarının faili suça kışkırtması ve müdahalesi olmadan suçun işlendiğine ilişkin delil elde edilemiyorsa, polisin kışkırtıcı ajan rolüne geçtiği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmelidir. Örneğin, Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2018/3663 E., 2018/10857 K. sayılı kararındaki karşı oyda, kolluk görevlilerinin telefonla fuhuş pazarlığı yaparak sanığı eyleme yönlendirmesi durumunda, bu eylemin sanığı suça kışkırtma niteliğinde olduğu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği savunulmuştur. Mahkemeler, sadece gizli görevlinin tutanaklarına dayanarak değerlendirme yapmamalı, bu tutanaklar başka delillerle de teyit edilmelidir. Sanık suç işleme potansiyeline sahip olsa bile, görevlinin müdahalesinden önce suç işleme hazırlığında olduğuna dair başka delillerin bulunması önemlidir. Bu, adil yargılanma hakkının temel bir güvencesidir.