Güveni kötüye kullanma suçu (TCK m. 155) ile dolandırıcılık suçu (TCK m. 157) arasındaki temel ayrım, malın zilyetliğinin faile devredilme şekli açısından nasıldır? Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/22085 E. sayılı kararındaki ölçütleri açıklayınız.
Temel ayrım, zilyetliğin devri sırasında failin hileli bir davranışının olup olmamasında yatar. Yargıtay 15. CD. 2014/22085 E. sayılı kararında da vurgulandığı gibi; Güveni kötüye kullanma suçunda, malın zilyetliği başlangıçta mağdurun aldatılmamış, özgür iradesiyle, hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi (örneğin kiralama, saklama) uyarınca faile devredilir. Suç, bu devirden sonra, failin malı veriliş amacı dışında kullanması veya devir olgusunu inkar etmesiyle oluşur. Dolandırıcılık suçunda ise, zilyetliğin devri en başından itibaren failin hileli davranışları sonucu, mağdurun sakatlanmış iradesiyle gerçekleşir. Mağdur, eğer hile olmasaydı malı teslim etmeyecektir. Yani güveni kötüye kullanmada suç, hukuka uygun bir teslimden sonra; dolandırıcılıkta ise suç, hukuka aykırı (hileli) bir teslim anında başlar.