Dolandırıcılık suçunda 'hileli davranışlar'ın (TCK m.157-158) mağdur üzerindeki etkisi itibarıyla 'aldatıcı' olup olmadığının belirlenmesinde, mağdurun sübjektif durumu ve güven duygularının kötüye kullanılıp kullanılmadığı neden önemlidir?
Dolandırıcılık suçunun en temel unsuru olan 'hileli davranışlar'ın mağdur üzerindeki etkisi itibarıyla 'aldatıcı' olup olmadığı, sadece fiilin objektif niteliğiyle değil, aynı zamanda mağdurun sübjektif durumuyla da değerlendirilmelidir. Metinde belirtildiği üzere (Veli Özer Özbek vd., Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.696; Nur Centel vd., Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, s.462): 'Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz.' Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği 'muhataba ve olaya göre' değerlendirilmelidir. Mağdurun iyi niyeti ve güven duygularının kötüye kullanılıp kullanılmadığı, eğitimi, fiil ile ilişki biçimi, yapılan hilenin şekli gibi sübjektif kriterler, hilenin aldatma kabiliyetini belirlemede önemlidir. Amaç, mağdurun irade özgürlüğünü fesada uğratan hileli davranışların cezalandırılmasıdır, bu da mağdurun kişisel özelliklerinin göz önünde bulundurulmasını gerektirir.