Nitelikli dolandırıcılık suçunda (TCK m.158), 'dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle' (TCK m.158/1-a) işlenen suçun oluşumunda, aldatma aracı olarak kullanılan din veya mezhebin hangi din veya mezhep olduğunun bir önemi bulunmadığı yönündeki Yargıtay ilkesini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #263740

TCK Madde 158'in birinci fıkrasının (a) bendinde, dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşumu için dinin, dini inanç ve duyguların ya da başkaları için iyilik yapma hislerinin bir aldatma aracı olarak kullanılması aranır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/111 K. sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere, 'önemli olan, dini inanç ve duyguların kötüye kullanılması suretiyle insanların aldatılması olup aldatma aracı olarak kullanılan din veya mezhebin hangi din veya mezhep olduğunun bir önemi bulunmamaktadır.' Yani, failin Hanefi, Şii, Alevi, Sünni, Hristiyan, Yahudi, Budist gibi herhangi bir din veya mezhebe ait inanç ve duyguları istismar etmesi suçun oluşumu için yeterlidir. Önemli olan, mağdurun dini hassasiyetlerinin suistimal edilerek haksız menfaat sağlanmasıdır, dinin veya mezhebin özel bir niteliği aranmaz.