Yargıtay kararlarında, 'İsnadı kolay, ispatı zor' olarak nitelendirilen cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, maddi gerçeğe ulaşmada karşılaşılan fiili zorluklar nelerdir ve bu zorluklar ceza muhakemesinin temel ilke ve esaslarından sapmalara yol açabilir mi?
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, 'isnadı kolay, ispatı zor' niteliği taşır, çünkü genellikle mağdur ile fail arasında, tanık olmadan ve bariz delil bırakılmadan işlenirler. Bu durum, davanın temelini oluşturan delillerin çoğunlukla mağdur beyanları olmasından kaynaklanır. Fiili zorluklar nedeniyle, ispat külfetinin yer değiştirdiği, 'mağdur neden kendi namusunu ortaya koysun' veya 'çocuk neden yalan söylesin' gibi gerekçelerle, sadece mağdur tarafın anlatımına bağlı olarak ve hatta bu anlatım çelişkili olsa bile sanığın mahkumiyetine karar verildiği durumlar yaşanabildiği belirtilmiştir. Bu durum, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin tersine işlediği yönünde eleştirilere yol açmaktadır. Makalede de vurgulandığı üzere, toplumsal veya vicdani sebeplerle ceza yargılamasının temel ilke ve esaslarından (özellikle masumiyet karinesi ve ispat hukuku) ayrılmanın, bir hukuk devletinde mümkün olmadığı tartışmasızdır. Zira bir masumun mahkumiyeti, adaleti zedeleyecektir.