Mağdurun 'namus ve iffetini ortaya koyarak iftirada bulunması hayatın olağan akışına aykırıdır' şeklindeki kabulün, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından nasıl değerlendirildiği ve bu yaklaşımın 'suçsuzluk/masumiyet karinesi' ile ilişkisini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #263690

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.12.2008 tarih, 2010/5-147 E. ve 2010/200 K. sayılı kararında vurgulandığı üzere, cinsel dokunulmazlığının ihlal edildiğini iddia eden kişinin, 'namus ve iffetini ortaya koyarak bu şekilde iftirada bulunması hayatın olağan akışına aykırıdır' kabulünün mahkûmiyet hükmü için 'tek başına yeterli olmayacağı' belirtilmiştir. Bu ifade, mağdurun beyanının otomatik olarak doğru kabul edilmemesi gerektiğini ve suçsuzluk/masumiyet karinesinin korunması gerektiğini gösterir. Her ne kadar bu argüman, mağdurun iftira atma ihtimalinin düşük olduğu düşüncesine dayansa da, Yargıtay, bu tür bir kabulün 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesine aykırı olabileceği ve sanığa masumiyetini kanıtlama yükümlülüğü yüklememesi gerektiği yönünde bir denge aramaktadır. Yani, husumetin yokluğu veya mağdurun iffetini ortaya koyması, mağdur beyanının doğruluğuna dair güçlü bir karine olabilse de, tek başına mahkumiyet için yeterli somut delil niteliği taşımaz; diğer delillerle desteklenmesi ve şüpheden arındırılması esastır.