Yargıtay kararlarında, özellikle cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, maddi vaka tespitine ilişkin hangi temel kriterler önem arz etmektedir? Bu kriterlerin 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi ile ilişkisini tartışınız.
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda maddi vaka tespiti, suçun 'isnadı kolay, ispatı zor' olması nedeniyle özel bir önem taşır. Yargıtay, vicdani kanaatin oluşmasında şu kriterleri esas alır: (1) Mağdurun aşamalardaki beyanlarının özde çelişki oluşturmaması (Yargıtay 14. CD 2017/1679 E., 2018/1557 K.), (2) Mağdurun faile iftira atmasını gerektirecek bir husumetinin bulunmaması (Yargıtay 14. CD 2014/2965 E., 2014/3332 K.), (3) Olayı doğrulayan tıbbi bulgular ve psikolojik inceleme evrakları (Yargıtay 14. CD 2019/4188 E., 2020/700 K.), (4) Tanık beyanları ile varsa diğer yan delillerin varlığı ve uyumu, (5) Olayın kolluğa intikal zamanı ve biçimi (geçikme olayın inandırıcılığını zedeler, Yargıtay CGK 2015/13 E., 2016/387 K.). 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, bu suçlarda da evrensel bir hukuk kuralı olarak geçerlidir (Yargıtay CGK 2020/155 E., 2021/320 K.). Yargıtay, mağdurun soyut beyanları dışında sanığın cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığında beraat kararı verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu, iddia eden tarafın ispat yükümlülüğünü sanığa yüklememek ve 'suçu işlemesi olası bir kişinin suçsuz bulunması, masum bir kişiye ceza verilmesine tercih edilmesi gerektiği' ilkesini korumak içindir.