Bir dolandırıcılık vakasında, sanıkların SGK'ya fiilen çalışmayan kişileri sigortalı olarak göstererek kurumun sağlık harcaması yapmasına neden olmaları, Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2019/7746 E., 2021/138 K. sayılı kararında neden TCK m. 158/1-e kapsamında nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmemiştir?
Yargıtay'ın bu tür olaylarda beraat kararı vermesinin temelinde iki ana gerekçe yatmaktadır: 1) Hile Unsurunun Yetersizliği: Dolandırıcılık suçunun oluşması için hilenin, mağdurun (bu olayda SGK'nın) denetim imkanını ortadan kaldıracak nitelikte olması gerekir. Yargıtay'a göre, kuruma sahte işe giriş bildirgesi vermek, tek başına bu nitelikte bir hile değildir. Çünkü kurumun, bildirilen işyerlerini, sigortalıların fiilen çalışıp çalışmadığını her zaman 'denetleme yetkisi ve yükümlülüğü' vardır. Kurum, bu denetimi yapmayarak zarara uğramışsa, bu durum failin hilesinden çok kurumun kendi denetim eksikliğinden kaynaklanmış olur. Failin eyleminin 'aldatma kabiliyetine haiz olmadığı' kabul edilir. 2) Zararın Hukuki Niteliği: Yargıtay, ödenmeyen primlerin 6183 sayılı Kanun'a göre kurum tarafından cebren tahsil edilebileceğini, haksız yapılan sağlık harcamalarının da geri alınabileceğini belirtmektedir. Bu durum, zararın hukuken tazmin edilebilir bir kamu alacağı niteliğinde olduğu ve dolandırıcılık suçunun aradığı anlamda geri döndürülemez bir malvarlığı eksilmesi olmadığı şeklinde yorumlanmaktadır. Bu iki gerekçeyle, Yargıtay bu tür fiillerde dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına karar vermektedir.