Cinsel saldırı suçunda mağdurun beyanının 'aşamalarda özde çelişki oluşturmayan' ve 'istikrarlı' olması, Yargıtay kararlarında neden bu kadar önemli bir kriter olarak kabul edilmektedir? Bu kriterin psikolojik altyapısı ve delil hukuku açısından anlamı nedir?
Bu kriterin önemli kabul edilmesinin hem psikolojik hem de delil hukuku açısından nedenleri vardır: 1) Psikolojik Altyapı: Genel kanı, gerçekten travmatik bir olay yaşayan bir kişinin, olayın temel (öz) unsurlarını tutarlı bir şekilde anlatacağı yönündedir. Anlatımdaki küçük detay farklılıkları travmanın bir sonucu olarak normal kabul edilebilirken, olayın ana omurgası (failin kim olduğu, eylemin ne olduğu, temel yer ve zaman) konusunda ciddi çelişkiler olması, beyanın kurgu olabileceği veya gerçeği yansıtmadığı şüphesini doğurur. İstikrarlı bir anlatım, hafızada yer eden gerçek bir anıya dayanma olasılığını güçlendirir. 2) Delil Hukuku Açısından Anlamı: Ceza muhakemesinde bir beyanın 'delil' olarak kabul edilebilmesi için 'güvenilir' olması gerekir. Bir beyanın güvenilirliğini test etmenin en önemli yollarından biri, onun iç ve dış tutarlılığını denetlemektir. 'Aşamalarda özde çelişki oluşturmayan beyan', hem kendi içinde (iç tutarlılık) hem de farklı zamanlarda verilen ifadeler arasında (dış tutarlılık) bir bütünlük arz ettiğini gösterir. Bu tutarlılık, beyanın güvenilirliğini ve dolayısıyla delil değerini artırır. Yargıtay, özellikle başka somut delilin az olduğu cinsel suç dosyalarında, mahkumiyetin temelini oluşturacak olan mağdur beyanının bu asgari güvenilirlik testini geçmesini zorunlu bir koşul olarak görmektedir.