HMK m. 107/2'nin 7251 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki halinde, davacının alacağın belirlenebilir hale geldiği 'an'da talebini artırması gerekiyordu. Bu 'an'ın tespitindeki belirsizliğin uygulamada yarattığı temel sorun neydi ve yeni düzenleme bu sorunu nasıl çözmeyi amaçlamıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #263518

Eski düzenlemedeki 'mümkün olduğu anda' ifadesi, uygulamada ciddi bir soruna yol açıyordu: Bu anın tespiti tamamen davacının veya mahkemenin sübjektif yorumuna bırakılmıştı. Temel sorun şuydu: Davacı, bir bilirkişi raporu geldikten sonra hemen talep artırımı yapmazsa, davalı taraf 'alacak belirlenebilir hale geldiği halde davacı talebini artırmadı, artık bu hakkını kaybetti, iddianın genişletilmesi yasağına tabidir' şeklinde bir itirazda bulunabiliyordu. Mahkemeler de bu 'an'ın ne zaman olduğuna dair farklı kararlar verebiliyordu. Bu belirsizlik, davacılar için ciddi bir hak kaybı riski yaratıyordu. 7251 sayılı Kanunla yapılan yeni düzenleme bu sorunu, süreci objektif bir kurala bağlayarak çözmeyi amaçlamıştır. Artık kritik 'an', davacının sübjektif tespitiyle değil, 'hâkimin tespitiyle' başlamaktadır. Hâkim, alacağın belirlenebilir olduğuna kanaat getirdiğinde, davacıya iki haftalık kesin bir süre vererek süreci resmen başlatır. Bu, hem belirsizliği ortadan kaldırmış, hem de süreci öngörülebilir hale getirerek davacının hak kaybı yaşama riskini minimize etmiştir. Artık davacının 'doğru anı kaçırma' endişesi ortadan kalkmış, top hâkime geçmiştir.