Cinsel suçlarda, mağdurun 'kendi iffetini ortaya koyacak şekilde sanığa iftira atmasını gerektirir bir husumetin bulunmaması'nın, mağdur beyanının doğruluğuna karine teşkil etmesi yaklaşımı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.12.2008 tarihli kararı ve 'sen.av.tr'deki makale ışığında nasıl eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulabilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #263505

Bu yaklaşım, hayatın olağan akışına göre bir kişinin, özellikle bir kadının, toplumdaki algısı nedeniyle kendi 'iffetini' lekeleyecek bir konuda yalan söylemeyeceği varsayımına dayanır. Ancak bu varsayımın mutlak bir doğru olarak kabul edilmesi eleştiriye açıktır. 'sen.av.tr'deki makalede de belirtildiği gibi, bu bakış açısı, husumetin tespit edilemediği her durumda mağdur beyanının doğru kabul edilmesi gibi riskli bir sonuca yol açabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.12.2008 tarihli kararı da bu noktada önemli bir denge getirmiştir. Kararda, 'namus ve iffetini ortaya koyarak bu şekilde iftirada bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu' kabulünün, mahkumiyet için 'tek başına yeterli olmayacağı' vurgulanmıştır. Eleştirel bir değerlendirme yapıldığında; 1) 'İffet' kavramı sübjektiftir ve herkes için aynı anlamı taşımaz. 2) İftira atmak için husumet dışında (kıskançlık, intikam, başka birini koruma, maddi çıkar vb.) sayısız başka neden olabilir. 3) Bu varsayım, ispat külfetini zımnen sanığa yıkarak, 'husumet olmadığını ispatla' gibi bir duruma yol açabilir. Bu nedenle, taraflar arasında husumet bulunmaması, mağdur beyanını destekleyen bir unsur olarak 'dikkate alınabilir' ancak tek başına ve mutlak bir doğruluk karinesi olarak kabul edilip diğer delillerin aranmasından vazgeçilmemelidir.