Mağdur çocuğun cinsel istismarı iddiasına dayalı bir davada, Adli Tıp Kurumu raporu çocuğun ruh sağlığının 'olayın yanı sıra çevresel, ailesel, yaşam olaylarının da etkisiyle' bozulduğu yönünde bir tespitte bulunursa, mahkeme bu raporu TCK m. 103/6 (eski haliyle) uyarınca ceza artırımı için tek başına yeterli görebilir mi? Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2017/2253 K. sayılı kararı bu konuda nasıl bir yaklaşım sergilemektedir?
Hayır, mahkeme bu raporu tek başına yeterli göremez. TCK m. 103/6'daki (eski haliyle) nitelikli halin uygulanabilmesi için, ruh sağlığındaki bozulma ile sanığın eylemi arasında doğrudan ve kesin bir 'illiyet bağı' (nedensellik bağı) kurulması gerekir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında atıf yapılan Ege Üniversitesi raporu, ruh sağlığındaki bozulmanın tek nedeninin sanığın eylemi olmadığını, başka faktörlerin de (çevresel, ailesel vb.) etkili olduğunu belirtmiştir. Bu durum, illiyet bağı konusunda bir tereddüt ve belirsizlik yaratmaktadır. Bu tür 'tereddüte mahal veren' raporlar, ceza artırımı gibi sanık aleyhine ağır bir sonuç doğuran bir hükme esas alınamaz. Kararda da belirtildiği gibi, mahkemenin yapması gereken, bu tereddüdü gidermek için Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulundan, ruh sağlığındaki bozulmanın 'sadece davaya konu olay sebebiyle' olup olmadığı hususunda kesin ve net bir rapor aldırmaktır. Ancak illiyet bağı kesin olarak kurulduktan sonra ceza artırımı uygulanabilir. Aksi halde, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği artırım yapılamaz.