Dolandırıcılık suçunda 'hile', Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/1 sayılı kararında atıf yapılan 'sahneye koyma (mise en scene)' teorisi çerçevesinde nasıl tanımlanır ve basit bir yalandan nasıl ayrılır?
YCGK'nın ilgili kararında atıf yapılan 'sahneye koyma' teorisine göre 'hile', basit bir yalandan ibaret değildir. Hile, olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini (denetleme arzusunu) etkisiz bırakacak yoğunluk ve güçte olmasıdır. Bu, gerektiğinde yalana bir takım 'dış hareketler' ekleyerek veya mevcut hal ve koşullardan ustaca yararlanarak bir 'sahne' oluşturulmasıyla gerçekleşir. Basit bir yalan, tek başına soyut bir ifadedir ('Ben doktorum' demek gibi). Hile ise, bu yalanı destekleyen bir kurgu, bir oyun, bir düzendir ('Ben doktorum' derken sahte bir diploma asmak, beyaz önlük giymek, stetoskop takmak gibi). Bu 'sahneye koyma' eylemi, mağdurun iradesini fesada uğratarak, normalde vermeyeceği bir kararı vermesine ve sonuçta zarara uğramasına neden olur. Dolayısıyla, basit yalan ile hile arasındaki temel fark, yalanın dış hareketlerle ve bir kurguyla desteklenerek 'nitelikli' hale getirilip getirilmediğidir.