Cinsel suçlarda, özellikle tek delilin mağdur beyanı olduğu durumlarda, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin uygulanması, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.13'te belirtilen 'devletin etkili soruşturma ve cezalandırma yükümlülüğü' ile nasıl bir denge içinde olmalıdır? 'sen.av.tr'deki makalede bu dengeye ilişkin hangi hususlar vurgulanmaktadır?
'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi (İHAS m. 6/2 - suçsuzluk karinesi) ile devletin 'etkili soruşturma ve cezalandırma yükümlülüğü' (İHAS m. 13 - etkili başvuru hakkı ve pozitif yükümlülükler) arasında hassas bir denge kurulması zorunludur. 'sen.av.tr'deki makalede bu dengeye ilişkin şu hususlar vurgulanmaktadır: 1) Devletin Cezalandırma Yükümlülüğü: Devlet, cinsel suçları cezasız bırakmamakla yükümlüdür. Etkili bir soruşturma yürütmeli, tüm delilleri toplamalı ve failleri adalet önüne çıkarmalıdır. İHAM'ın M.C./Bulgaristan kararında da belirtildiği gibi, yetkili makamlar sadece fiziksel bulguları değil, olayın psikolojik etkilerini ve mağdurun beyanını da özenle değerlendirmelidir. 2) Adil Yargılanma Hakkı: Ancak bu yükümlülük, sanığın adil yargılanma hakkını ve suçsuzluk karinesini ihlal edecek şekilde yerine getirilemez. İspat külfeti iddia makamındadır ve şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır. 3) Denge Noktası: Denge, soruşturma ve kovuşturma makamlarının, mağdur beyanını mutlak bir doğru olarak kabul etmek yerine, onu 'diğer tüm delillerle birlikte bir bütün olarak' incelemesiyle kurulur. Mağdurun beyanındaki tutarlılık, olayın intikal şekli, zamanı, taraflar arası husumet, tıbbi ve psikolojik raporlar gibi tüm veriler bir arada değerlendirilmelidir. Eğer tüm bu incelemelere rağmen sanığın suçu işlediğine dair makul şüphe aşılamıyorsa, devletin cezalandırma yükümlülüğü, bir masumu mahkum etme riskine karşı 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesine tabi olmalıdır. Yani, etkili soruşturma yükümlülüğü, ispat standartlarını düşürmek anlamına gelmez.