Bir dolandırıcılık vakasında, sanıkların 'basit bir borç isteme' eylemi yerine, kendilerini 'avukat' olarak tanıtıp 'evlenecekleri' hilesini kullanmaları, Y11CD-K.2023/5498 sayılı karara göre neden suçun vasfını belirlemede kritik bir rol oynamıştır?
Bu durum, suçun vasfını belirlemede kritik bir rol oynamıştır çünkü dolandırıcılık suçunun (TCK m. 157) temel unsuru olan 'hile'nin varlığını ortaya koymaktadır. Eğer sanıklar sadece 'borç para' isteseydi ve mağdur da bu talebe karşılık para verseydi, bu durum hukuki bir uyuşmazlık (borcun geri ödenmemesi) olarak kalabilirdi. Ancak Y11CD-K.2023/5498 sayılı karara konu olayda sanıklar, mağdurun iradesini fesada uğratmak için nitelikli yalanlara başvurmuşlardır. Kendilerini 'avukat' olarak tanıtmaları, mesleki bir statü kullanarak güven telkin etmeye yönelik bir hiledir. 'Evlenecekleri' yalanı ise, mağdurda acıma, yardım etme gibi duygular uyandırarak parayı vermesini sağlamaya yönelik bir başka hiledir. Yargıtay, paranın basit bir borç isteme eylemiyle değil, mağdurun iradesini sakatlayan bu 'hileli davranışlar' sonucunda alındığını tespit etmiştir. Mağdur, parayı geri alabileceği inancıyla değil, sanıkların yarattığı sahte senaryoya (avukat olmaları, evlenecek olmaları) inanarak vermiştir. İşte bu hile unsurunun varlığı, eylemi basit bir borç ilişkisinden çıkarıp dolandırıcılık suçunun kapsamına sokmaktadır.