HMK m. 107 anlamında bir alacağın 'belirsiz' olup olmadığına karar verilirken, 'davacının kendisinden beklenememe' kriteri objektif mi yoksa sübjektif midir? Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/397 E., 2022/701 K. sayılı kararındaki açıklamalar ışığında tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #263443

HGK'nın ilgili kararında da vurgulandığı üzere, bu kriterin değerlendirilmesi hem objektif hem de sübjektif unsurlar içerir, ancak ağırlıklı olarak objektif bir değerlendirme yapılır. 'Davacının kendisinden beklenememe' hali, davacının kişisel ihmali, bilgisizliği veya tembelliğinden kaynaklanan bir belirleyememe durumu değildir. Kriterin özü şudur: Davacının, dava açmak için gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, alacağın miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirlemesinin 'objektif olarak' mümkün olmaması gerekir. Bu objektif imkansızlık, genellikle alacağın hesaplanması için gerekli bilgi ve belgelerin karşı tarafın (işveren, sigorta şirketi vb.) elinde olması ve davacının bunlara dava öncesinde hukuken veya fiilen ulaşamaması durumunda ortaya çıkar. Örneğin, işçinin gerçek ücretini veya fazla mesai saatlerini gösteren kayıtlara sahip olmaması objektif bir engeldir. Sırf davacının 'ben hesaplayamıyorum' demesi (sübjektif beyan) yeterli değildir. Mahkeme, ortalama, makul ve dürüst bir davacının, eldeki verilerle ve makul bir çabayla alacağını belirleyip belirleyemeyeceğini objektif olarak değerlendirir. Dolayısıyla kriter, davacının şahsından kaynaklanan sübjektif yetersizliklere değil, davanın ve hukuki ilişkinin doğasından kaynaklanan objektif engellere dayanır.