Dolandırıcılık suçunda 'hile'nin mağdurun sübjektif durumuna göre değerlendirilmesi ilkesi, Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2015/6062 K. sayılı kararında nasıl uygulanmıştır? Mağdurun 'basit bir incelemeyle' durumu fark edebilecek olması, suçun oluşumunu neden engellemiştir?
Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında, hilenin sübjektif değerlendirilmesi ilkesi, mağdurun denetim imkanı ve yükümlülüğü üzerinden uygulanmıştır. Olayda, sanıklar tarafından verilen senette alacaklı ve borçlu isimlerinin aynı yazılı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay, bu durumun dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturmadığına karar verirken şu gerekçelere dayanmıştır: 1) Hilenin Aldatıcılık Vasfı: Alacaklı ve borçlu hanesinde aynı ismin yazılı olduğu bir senedin, aldatma kabiliyetinin (iğfal kabiliyetinin) bulunmadığı kabul edilmiştir. Bu, objektif olarak bariz bir hatadır. 2) Mağdurun Denetim Yükümlülüğü: Mağdurun, eline aldığı bir senedi hiç incelemeden kabul etmesi, hayatın olağan akışına aykırıdır. Mağdurun 'basit bir incelemeyle' (sadece alacaklı ve borçlu kısımlarına bakarak) bu bariz hatayı fark edebilecek durumda olması, hilenin aldatıcılık vasfını ortadan kaldırmıştır. Yani, hile o kadar barizdir ki, mağdurun en asgari dikkat ve özeni göstermesi halinde bile aldanması mümkün değildir. Bu durumda, mağdurun zararı failin hilesinden değil, kendi dikkatsizliğinden kaynaklanmış olur ve dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmaz. Bu, hilenin sübjektif değerlendirmesinin, mağdurun tamamen pasif kalacağı anlamına gelmediğini, makul bir denetim beklentisini de içerdiğini göstermektedir.