Serbest meslek sahibi bir avukatın, müvekkilinden 'dosya masrafı' adı altında aldığı parayı kendi şahsi borçları için kullanması eylemi, TCK m. 158/1-i kapsamında 'mesleğinden dolayı kendisine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık' suçunu mu, yoksa TCK m. 155'teki 'güveni kötüye kullanma' suçunu mu oluşturur? Ayrımı hangi kritere göre yapmak gerekir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #263433

Bu iki suç arasındaki ayrım, 'hile' unsurunun varlığına ve paranın alınma anındaki kastına göre yapılır. Eğer avukat, parayı alırken en başından itibaren 'hileli davranışlarla' müvekkilini aldatmışsa eylem dolandırıcılık suçunu oluşturur. Örneğin, gerçekte olmayan bir dava masrafı uydurarak, sahte bir makbuz göstererek veya yapılması gerekmeyen bir işlem için para talep ederek müvekkilini aldatmış ve parayı bu hile sonucunda almışsa, eylem TCK m. 158/1-i'deki nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturur. Çünkü bu durumda avukat, mesleğine duyulan güveni bir hile aracı olarak kullanmıştır. Ancak, avukat parayı meşru bir amaçla (gerçek bir dosya masrafı için) almış, yani paranın zilyetliği kendisine hukuka uygun bir şekilde devredilmiş, fakat sonradan bu parayı amacı dışında (kendi borçları için) harcayarak müvekkilinin zararına tasarrufta bulunmuşsa, eylem TCK m. 155'teki güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur. Bu durumda hile yoktur, sadece zilyetliğin devri amacına aykırı bir tasarruf söz konusudur. Dolayısıyla, suç vasfını belirleyen kritik an, paranın avukata teslim edildiği andaki failin kastı ve hilenin varlığıdır.