Cinsel suçlarda şüphelinin/sanığın 'istikrarlı savunması', Yargıtay kararlarında (örneğin, Y14CD, 2015/9801 E., 2019/12380 K.) mahkumiyet hükmüne karşı neden önemli bir argüman olarak değerlendirilmektedir?
Sanığın 'istikrarlı savunması', yani soruşturma ve kovuşturma aşamalarında suçlamaları tutarlı bir şekilde ve çelişkiye düşmeden reddetmesi, Yargıtay kararlarında özellikle yan delillerin zayıf olduğu dosyalarda önemli bir argüman olarak değerlendirilir. Bunun birkaç nedeni vardır: 1) Suçsuzluk Karinesinin Güçlendirilmesi: İstikrarlı inkar, sanığın masumiyetine dair iddiasını güçlendirir ve mahkemenin 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini daha dikkatli uygulamasını gerektirir. 2) Mağdur Beyanının Denetlenmesi: Sanığın tutarlı savunması, mahkemeyi, karşı tarafın delili olan mağdur beyanını daha eleştirel bir gözle incelemeye sevk eder. Özellikle mağdur beyanlarında çelişkiler varsa, sanığın istikrarlı savunması daha fazla ağırlık kazanır. 3) Delil Yetersizliği Vurgusu: Yargıtay, 'istikrarlı savunma' ifadesini genellikle 'mağdurun soyut beyanı dışında delil bulunmadığı' durumlarla birlikte kullanır. Bu, mahkumiyet için gereken 'her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil' standardının karşılanmadığını vurgulamak için bir araçtır. Özetle, istikrarlı savunma tek başına bir beraat nedeni olmasa da, delil terazisinde sanık lehine önemli bir ağırlık oluşturur ve mahkemeyi daha titiz bir delil değerlendirmesine zorlar.