Dolandırıcılık suçunda mağdurun 'inceleme olanağını ortadan kaldıracak' nitelikte bir hileden bahsedilebilmesi için mağdurun sübjektif durumu (eğitimi, tecrübesi vb.) dikkate alınır mı? Yoksa hilenin 'ortalama bir insanı' aldatacak nitelikte mi olması gerekir? 'niteliklidolandiricilik-sucu-cezasi.html' başlıklı makaledeki açıklamaları referans alarak analiz ediniz.
Makaledeki açıklamalara ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, hilenin aldatıcılık vasfı değerlendirilirken 'ortalama bir insan' kriteri değil, bizzat 'mağdurun sübjektif durumu' esas alınır. Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu, her somut olayda mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Makalede belirtildiği gibi, 'davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir'. Bu, ceza hukukunun sübjektif sorumluluk ilkesinin bir yansımasıdır. Dolayısıyla, mağdurun yaşı, eğitim seviyesi, mesleği, tecrübesi, o anki ruh hali ve fail ile olan ilişkisi gibi faktörler, hilenin aldatma kabiliyetini belirlemede önemli rol oynar. Çok tecrübeli ve bilgili bir kişiyi aldatmayacak basit bir yalan, daha az eğitimli veya o anki durumu nedeniyle (örneğin panik içinde) iradesi zayıflamış bir mağduru aldatabilir ve bu durumda dolandırıcılık suçunun hile unsuru oluşmuş sayılır. Önemli olan, hilenin bizzat o mağdurun yargılama ve denetleme yetisini etkisiz bırakmış olmasıdır.