Mağdur beyanının inandırıcılığının değerlendirilmesinde Yargıtay'ın 'hayatın olağan akışı' kriterini kullanması, 'sen.av.tr'deki makalede eleştirilen 'mağdur neden kendi namusunu ortaya koysun' varsayımıyla nasıl bir ilişki içindedir? YCGK'nın 23.12.2008 tarihli kararı bu konuda nasıl bir denge unsuru getirmiştir?
'Hayatın olağan akışı' kriteri, bir olayın veya davranışın genel yaşam tecrübelerine ve mantık kurallarına uygun olup olmadığını denetlemeye yarayan bir yargısal ölçüttür. 'Mağdur neden kendi namusunu ortaya koysun' varsayımı da aslında bu kriterin bir yansımasıdır; yani hayatın olağan akışına göre bir kişinin sebepsiz yere kendi iffetini ilgilendiren bir konuda iftira atmayacağı kabulüne dayanır. Ancak, 'sen.av.tr'deki makalede eleştirildiği gibi, bu varsayımın mutlak bir doğru olarak kabul edilmesi ve tek başına mahkumiyet gerekçesi yapılması, suçsuzluk karinesini ihlal etme riski taşır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.12.2008 tarih, 2010/5-147 E. sayılı kararında bu konuda önemli bir denge unsuru getirilmiştir. Kararda, 'namus ve iffetini ortaya koyarak bu şekilde iftirada bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu' kabulünün, mahkûmiyet hükmü için 'tek başına yeterli olmayacağı' vurgulanmıştır. Bu, Yargıtay'ın, hayatın olağan akışı kriterini bir delil değerlendirme aracı olarak kullanmakla birlikte, bunun tek ve mutlak bir kanıt olmadığını, mutlaka dosyadaki diğer somut delillerle desteklenmesi gerektiğini benimsediğini göstermektedir. Böylece, hem mağdurun beyanının mantıksal tutarlılığı değerlendirilmekte hem de sanığın hakları korunmaktadır.