Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçunu düzenleyen TCK m. 159'un uygulanabilmesi için 'hukuki ilişki'nin ne zaman kurulmuş olması gerekir? Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, önceden doğmuş bir borç için sonradan sahte senet düzenlenmesi dolandırıcılık suçunu oluşturur mu?
TCK m. 159'un uygulanabilmesi için, fail ile mağdur arasındaki hukuki ilişkinin, dolandırıcılık suçunu oluşturan hileli hareketlerden önce, tarafların özgür iradesiyle ve meşru bir zeminde kurulmuş olması gerekir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örneğin, YCGK 1998/69 K. ve bu karara atıf yapan sonraki kararlar), dolandırıcılık suçunun temel unsuru, zararın hileli hareketler sonucunda doğmasıdır. Eğer ortada önceden doğmuş meşru bir alacak/borç ilişkisi varsa, bu borcun tahsili için sonradan hileli bir davranışa (örneğin sahte senet düzenleyip icraya koyma) başvurulması, dolandırıcılık suçunun tipik unsurunu oluşturmaz. Çünkü zarar veya borç, bu hileli hareketler sonucunda değil, daha önceki hukuki ilişki nedeniyle zaten mevcuttur. Bu durumda, dolandırıcılık suçu oluşmaz; ancak yapılan eylem, şartları varsa özel belgede sahtecilik, resmi belgede sahtecilik veya tehdit gibi başka suçları oluşturabilir. Dolayısıyla, TCK m. 159, ancak hileli eylemin alacağın tahsilini kolaylaştırmaya yönelik olduğu ve alacağın kendisinin meşru bir hukuki ilişkiye dayandığı durumlarda, daha hafif bir ceza öngören özel bir düzenleme olarak karşımıza çıkar.