Banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158/1-f) suçunun oluşabilmesi için bankanın rolü ne olmalıdır? Failin, hileli eylemlerini gerçekleştirdikten sonra mağdurdan parayı kendi banka hesabına havale yoluyla alması bu suçu oluşturur mu? Y15CD-K.2014/361 sayılı karara göre açıklayınız.
TCK m. 158/1-f'de düzenlenen suçun oluşabilmesi için, banka veya kredi kurumunun bir 'aldatma aracı' olarak kullanılması gerekir. Yani, bankanın kurumsal kimliği, belgeleri (sahte dekont, teminat mektubu vb.) veya işleyişi, hilenin gerçekleştirilmesinde ve mağdurun ikna edilmesinde aktif bir rol oynamalıdır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2014/361 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, failin hileli davranışları başka bir yolla (örneğin gazete ilanı, telefon görüşmesi) gerçekleştirip mağduru aldattıktan sonra, paranın transferi için bankayı sadece bir 'ödeme vasıtası' olarak kullanması bu nitelikli hali oluşturmaz. Bu durumda banka, hilenin bir parçası değil, hile sonucunda elde edilen menfaatin faile ulaştırılmasının bir aracıdır. Böyle bir durumda eylem, TCK m. 157 kapsamında basit dolandırıcılık olarak değerlendirilir. Nitelikli halin uygulanması için, örneğin sahte bir banka belgesi gösterilerek veya banka görevlisi taklidi yapılarak mağdurun aldatılması gerekir.