CMK m. 144/1-e'ye göre, kişinin kendi kusuruyla tutuklanmasına neden olması tazminat hakkını ortadan kaldırır. Peki, bir kişinin soruşturma aşamasında suçu ikrar etmesi, ancak yargılama sonunda delil yetersizliğinden beraat etmesi durumunda, bu ikrar her zaman tazminata engel olur mu? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/157 sayılı kararındaki 'yanıltma' unsuru bu bağlamda ne ifade eder?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #262701

Evet, bu ikrar genellikle tazminata engel olur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/157 sayılı kararında bu durum net bir şekilde ele alınmıştır. Kararda, davacının soruşturma aşamasındaki beyanlarında 'açıkça suça katıldığını kabul ederek kolluk görevlilerini, Cumhuriyet savcısını ve sulh ceza hakimini yanıltıp tutuklanmasına neden olduğu' vurgulanmıştır. Buradaki anahtar unsur 'yanıltma'dır. Sanığın ikrarı, adli makamların serbest iradesiyle ve dosyadaki diğer delillere göre değil de, bizzat sanığın bu yanıltıcı beyanına dayanarak tutuklama kararı vermesine yol açmışsa, illiyet bağı sanığın kendi kusurlu eylemiyle kurulmuş olur. Sanığın sonradan kovuşturmada bu beyanından dönmesi veya yargılama sonunda delil yetersizliğinden beraat etmesi, baştaki bu 'kusurlu sebebiyet verme' olgusunu ortadan kaldırmaz. Eğer sanığın ikrarı olmasaydı bile dosyadaki diğer delillerle tutuklama kararı verileceği açıkça anlaşılıyorsa durum farklı yorumlanabilir, ancak ikrarın tutuklamada belirleyici olduğu ve adli makamları yanılttığı durumlarda, CMK m. 144/1-e gereğince tazminat hakkı doğmaz.