6100 sayılı HMK'nın 199. maddesinde yapılan 'belge' tanımının, elektronik ortamdaki verileri de kapsaması, metinde bahsi geçen 'Facebook mesajları' gibi delillerin hukuki niteliğini nasıl etkilemiştir? Bu tür bir veri 'delil başlangıcı' sayılabilir mi?
HMK m. 199'da yapılan geniş 'belge' tanımı, yargılama hukukunda önemli bir devrim niteliğindedir. Bu tanım, 'elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları'nı da açıkça belge olarak kabul etmiştir. Bu durum, metindeki Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/406 E. sayılı kararında ele alınan 'Facebook mesajları' gibi sosyal medya yazışmalarının, e-postaların, WhatsApp konuşmalarının vb. artık birer 'belge' olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Bu, bu tür delillerin mahkemede sunulabilir ve değerlendirilebilir olduğu anlamına gelir. Bu tür bir verinin 'delil başlangıcı' sayılıp sayılamayacağı ise HMK m. 202'de düzenlenmiştir. HMK m. 202/2'ye göre delil başlangıcı, 'iddia konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.' Facebook mesajları, eğer iddia edilen hukuki işlemi (örneğin bir borç ilişkisini) muhtemel kılıyorsa ve karşı taraf tarafından gönderilmişse, kesin delil (senet) niteliğinde olmasa bile, bir 'delil başlangıcı' olarak kabul edilir. Delil başlangıcının varlığı ise, senetle ispat zorunluluğu olan bir konuda tanık dinlenmesine olanak tanır. Dolayısıyla, bu tür elektronik veriler, hem doğrudan bir belge olarak hem de koşulları varsa tanık dinletme imkanı sağlayan bir delil başlangıcı olarak önemli bir ispat aracı haline gelmiştir.