Bir mahkemenin, hapis cezasının ertelenmesi (TCK m. 51) veya adli para cezasına çevirme (TCK m. 50) konusunda takdir hakkını kullanırken, 'sanığın mahkemece müşahede edilen geçmiş hâli ve suç işleme eğilimi' gibi soyut gerekçeler kullanması Yargıtay tarafından nasıl karşılanmaktadır? YCGK 2018/446 ve Yargıtay 8. CD 2017/9712 sayılı kararlar ışığında değerlendiriniz.
Yargıtay, bu tür soyut ve kalıp ifadelerle kişiselleştirme kurumlarının uygulanmamasını hukuka aykırı bulmaktadır. Gerekçenin, denetime elverişli, somut ve dosyayla uyumlu olması gerekir. YCGK'nın 2018/446 sayılı kararında, '…Sanığın mahkemece müşahede edilen geçmiş hâli ve suç işleme eğilimi nazara alınarak cezasının tecili halinde ileride suç işlemekten çekineceği yolundan mahkememize müspet kanaat gelmediği…' şeklindeki gerekçenin 'yasal ve yeterli olmadığı' ve aynı sanığa iyi hal indirimi (TCK m. 62) uygulanmasıyla da çeliştiği belirtilmiştir. Benzer şekilde, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2017/9712 sayılı kararında da mahkemenin TCK m. 50 ve 51'i uygulayıp uygulamayacağına karar verirken, kanun maddelerinde belirtilen kriterleri (suçlunun kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, pişmanlığı vb.) somut olarak irdelemeden 'yetersiz gerekçe' ile bu kurumların uygulanmasına yer olmadığına karar vermesi bozma nedeni sayılmıştır. Dolayısıyla, mahkemeler takdir haklarını kullanırken, kanunun aradığı objektif ve sübjektif şartları somut olaya özgü olarak tartışmalı ve kararlarını denetlenebilir, yasal ve yeterli gerekçelere dayandırmalıdır.