Rüşvet suçunda, hukuka aykırı delil elde edilmesi durumunda, bu delillerin yargılamada hükme esas alınıp alınamayacağını 'hukuka aykırı delil teorisi' ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yaklaşımını da göz önünde bulundurarak değerlendiriniz. Rüşvet suçunun katalog suç olma özelliğinin bu konudaki önemi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #261577

Ceza Muhakemesi Hukukunda, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin (Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, 217/2) hükme esas alınamayacağı temel bir ilkedir. Rüşvet suçu gibi katalog suçlarda (CMK m.135/6-8), iletişimin denetlenmesi yoluyla delil elde edilmesi mümkündür. Ancak, bu tedbirin hukuka uygun bir karara dayanması ve amaca uygun kullanılması esastır. Yargıtay, rüşvet suçunun bir karşılaşma suçu olması ve TCK'nın 252/3 maddesinin rüşvet anlaşmasının varlığını tamamlanmış suç için yeterli görmesi nedeniyle, rüşvet suçunun ispatında hukuka uygun delil elde etme şartına sıkı sıkıya bağlıdır. Hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı yönündeki yerleşik içtihat, rüşvet suçuna da uygulanır. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarında da vurgulandığı üzere, delilin hukuka aykırılığının sanığın temel haklarını ihlal etmesi halinde, o delilin yargılamada kullanılması adil yargılanma ilkesini zedeler. Rüşvet gibi önemli bir suçta, hukuka aykırı elde edilen iletişim tespit tutanakları (dinleme kayıtları) hükme esas alınamaz. Yargıtay, hukuka aykırı elde edilen dinleme kayıtlarının sanığın anayasal haklarının ihlali sonucu elde edilmiş olması nedeniyle hükme esas alınamayacağını belirtir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi - 2017/5338 K.). Tek istisna, bu kayıtların sanığın lehine delil olarak kullanılabilecek olmasıdır.