Yargıtay içtihatlarına göre, bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin, diğer taraf lehine 'usuli kazanılmış hak' doğurduğu halleri somut bir örnekle açıklayınız. Ancak, bu kazanılmış hakkın hâkimin bilirkişi delilini takdir yetkisini nasıl etkilediğini de belirtiniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #261557

Yargıtay içtihatlarına göre, bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usuli kazanılmış hak doğurabilir. Örneğin, bir tazminat davasında, kusur oranlarının tespiti için alınan ilk bilirkişi raporuna taraflardan yalnızca biri (davalı) itiraz eder ve kendisi için tespit edilen kusur oranının fazla olduğunu belirtir. Diğer taraf (davacı) ise bu rapora itiraz etmez ve bu haliyle dosyanın hesap bilirkişisine gönderilmesini ister. Eğer tek taraflı itiraz üzerine alınan ikinci bilirkişi raporunda, itiraz eden tarafın kusur oranı, ilk rapordan daha ağır bir şekilde tespit edilirse, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden, mahkemenin ilk bilirkişi raporundaki daha lehine olan tespiti esas alması gerekir. Bu, itiraz eden taraf lehine kazanılmış hak teşkil eder (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - 2018/94 E., 2021/111 K.). Ancak, bu 'kesinleşme' hüküm sonucunu bağlayıcı bir kesinleşme değildir. Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkim gerekçelerini açıklayarak raporun aksine de karar verebilir veya yeni bir rapor alabilir. Yani usuli kazanılmış hak, raporun hukuka veya maddi gerçeğe aykırı olması durumunda hâkimin raporu takdir yetkisini ortadan kaldırmaz.