TCK m.252/3'te yer alan 'Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur' hükmünü değerlendiriniz. Bu düzenlemenin, rüşvet suçunun teşebbüs ve suç tarihi açısından doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #261548

TCK m.252/3 hükmü, rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği ana ek olarak, rüşvet konusunda taraflar arasında anlaşmaya varılması halinde de tamamlanmış gibi cezalandırılacağını düzenler. Bu, suç siyaseti gereği rüşvetle mücadelede etkinliği artırmak için getirilmiş bir düzenlemedir. Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı yoktur; tarafların fikir birliğine varması yeterlidir ve bu söz veya davranışlardan da anlaşılabilir. Yargıtay, rüşvet suçunda suç tarihini menfaatin temin edildiği tarih değil, rüşvet anlaşmasının yapıldığı tarih olarak kabul etmektedir. Ancak, rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan bir tarafın, diğerini atlatmak veya yakalatmak amacıyla gösterdiği 'görünüşteki rıza' (dış rıza) durumunda özgür iradeye dayalı bir anlaşma olmadığından, eylemin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu - 2017/1020 E., 2020/350 K.). Bu, rüşvet suçunun özgün teşebbüs durumunu ortaya koyar.