HMK m. 281'de belirtilen bilirkişi raporuna itiraz süresi dolmadan ve mazereti kabul edilen tarafın yokluğunda mahkemenin davayı karara bağlaması, hangi temel usul ilkelerinin ihlalidir? Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2017/9928 ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/22004 sayılı kararları ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #261535

Mahkemenin, HMK m. 281'de öngörülen iki haftalık bilirkişi raporuna itiraz süresi dolmadan ve ayrıca mazeretini kabul ettiği tarafın yokluğunda davayı karara bağlaması, birden fazla temel usul ilkesinin ağır bir şekilde ihlali anlamına gelir. Bu durum, adil yargılanma hakkını temelden zedeleyen bir usuli hatadır. İhlal Edilen Temel İlkeler: 1. **Hukuki Dinlenilme Hakkının İhlali (HMK m. 27)**: Bu, en temel ve bariz ihlaldir. Hukuki dinlenilme hakkı, tarafların; * Yargılama hakkında bilgi sahibi olmasını, * Açıklama ve ispat hakkını kullanmasını, * Mahkemenin, bu açıklamaları dikkate alarak karar vermesini içerir. Bilirkişi raporuna itiraz hakkı, 'açıklama ve ispat hakkı'nın en önemli uzantılarından biridir. Tarafa, raporun tebliğ edilmemesi veya tebliğ edilse bile yasal itiraz süresi tanınmadan karar verilmesi, bu hakkın kullanılmasını imkansız hale getirir. Metindeki **Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/22004** sayılı kararında da, itiraz süresi dolmadan karar verilmesi bu hakkın ihlali olarak görülmüş ve kanun yararına bozma nedeni sayılmıştır. 2. **Savunma Hakkının Kısıtlanması (Anayasa m. 36)**: Hukuki dinlenilme hakkının Anayasal düzeydeki karşılığı olan savunma hakkı, sadece ceza yargılamasına özgü değildir. Hukuk davalarında da tarafların, aleyhlerine olan delillere (bilirkişi raporu gibi) karşı beyanda bulunma ve argümanlarını sunma hakkı vardır. Bu imkanın ortadan kaldırılması, savunma hakkının kısıtlanmasıdır. 3. **Kanunun Emredici Hükmünün İhlali (HMK m. 281)**: HMK m. 281, taraflara raporun tebliğinden itibaren iki haftalık bir 'hak' tanımıştır. Bu süre, hak düşürücü nitelikte kesin bir süredir. Mahkemenin bu süreyi beklemeden karar vermesi, kanunun açık ve emredici hükmüne aykırı davranması anlamına gelir. Metindeki **Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2017/9928** sayılı kararı, bu sürenin dolması beklenmeden karar verilmesini doğrudan bozma nedeni olarak kabul etmiştir. 4. **Usul Ekonomisi İlkesinin Yanlış Yorumlanması**: Mahkemeler bazen davayı hızlandırmak adına bu tür hatalara düşebilmektedir. Ancak usul ekonomisi, adil yargılanma hakkını ve tarafların temel usuli güvencelerini feda etme anlamına gelmez. Adil bir yargılama yapılmadan verilen hızlı bir karar, Yargıtay'dan döneceği için aslında yargılamayı daha da uzatır. Sonuç olarak, bilirkişi raporuna itiraz süresi beklenmeden ve özellikle mazereti kabul edilen tarafın yokluğunda karar verilmesi, adil yargılanma hakkının özünü zedeleyen, hukuki dinlenilme ve savunma hakkını ihlal eden, kanunun emredici hükümlerine aykırı, ağır bir usul hatasıdır ve Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir.