HMK m. 281 uyarınca tarafların bilirkişi raporuna itiraz süresi ne kadardır ve bu sürenin hukuki niteliği nedir? Bir tarafın bu süre içinde rapora itiraz etmemesi, diğer taraf lehine 'usuli kazanılmış hak' doğurur mu? Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/94 E., 2021/111 K. sayılı kararı ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #261486

HMK m. 281/1 uyarınca, tarafların bilirkişi raporuna itiraz süresi, raporun kendilerine tebliğ tarihinden itibaren **iki haftadır**. Metindeki madde gerekçesinde de vurgulandığı gibi, bu süre **kesin süredir** ve hak düşürücü nitelik taşır. Bu süre içinde itiraz edilmeyen bilirkişi raporu, itiraz etmeyen taraf açısından içerdiği olgusal tespitler bakımından kesinleşir ve bu taraf rapora itiraz etme olanağını kaybeder. **Usuli Kazanılmış Hak Kavramı**: Bir tarafın, süresi içinde bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, diğer taraf lehine 'usuli kazanılmış hak' doğurabilir. Bu, Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarıyla şekillenmiş bir ilkedir. Metinde alıntılanan Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/94 E., 2021/111 K. sayılı kararı da bu ilkeyi teyit etmektedir. **Hukuk Genel Kurulu Kararı Işığında Usuli Kazanılmış Hakkın Doğumu**: Karara konu olan olayda ve genel uygulamada durum şu şekilde işler: 1. Mahkeme, örneğin bir iş kazası davasında kusur oranlarının tespiti için bir bilirkişi raporu alır. Bu ilk raporda davacı işçiye %20, davalı işverene %80 kusur verildiğini varsayalım. 2. Taraflardan sadece davalı (işveren), kendi kusur oranının yüksekliğine itiraz eder. Davacı (işçi) ise bu rapora süresinde itiraz etmez veya rapordaki kusur oranlarını zımnen kabul ederek dosyanın tazminat hesabı için başka bir bilirkişiye gönderilmesini talep eder. 3. Davalının itirazı üzerine alınan ikinci bilirkişi raporunda, davalı işverenin kusuru %70'e düşürülürken, davacı işçinin kusuru %30'a çıkarılır. Yani ikinci rapor, itiraz eden davalı lehine, itiraz etmeyen davacı aleyhine sonuç doğurur. Bu durumda bir sorun yoktur, mahkeme ikinci raporu esas alabilir. 4. Ancak, eğer ikinci rapor ilk rapora itiraz eden davalının durumunu daha da ağırlaştırırsa (örneğin kusurunu %90 olarak belirlerse), işte bu noktada usuli kazanılmış hak devreye girer. Davacı, ilk rapora itiraz etmeyerek oradaki %80'lik kusur oranını kendi açısından kabul etmiştir. Davalının itirazı, kendi durumunu daha da kötüleştirecek bir sonuca yol açamaz. Bu durumda, ilk rapordaki %80'lik kusur oranı, itiraz eden davalı lehine **usuli kazanılmış hak** teşkil eder ve mahkeme artık en fazla bu orana göre karar verebilir. Özetle, bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, o rapordaki kendi aleyhine olan tespitleri kabul ettiği anlamına gelir. Diğer tarafın itirazı üzerine alınan yeni rapor, itiraz eden tarafın durumunu daha da ağırlaştıracak şekilde sonuçlanırsa, itiraz etmeyen tarafın zımnen kabul ettiği ilk rapordaki olgular, itiraz eden taraf lehine bir usuli kazanılmış hak oluşturur ve mahkeme bu hakkı gözetmek zorundadır.