Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2017/2390 E. sayılı kararında, eser sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkta, mahkemenin görevlendirdiği birden fazla bilirkişi heyeti arasında fahiş görüş farklılıkları bulunmaktadır. Bu durum, HMK m. 266'da belirtilen 'çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren haller' de dahi, uzmanlar arasında bir fikir birliği olmayabileceğini göstermektedir. Bu durumda hakim, 'maddi gerçeğe' nasıl ulaşabilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #260070

Bu durum, gerçekten de en karmaşık ve özel teknik konularda bile uzmanlar arasında görüş ayrılıkları olabileceğini ve 'kesin, tek bir doğru' olmayabileceğini göstermektedir. Bu gibi durumlarda hakimin 'maddi gerçeğe' ulaşması, mekanik bir işlemden çok, bir 'değerlendirme ve takdir sanatı'na dönüşür. Hakimin izleyebileceği yol haritası şöyledir: 1) Çelişkiyi Giderme Çabası (Öncelikli Yol): Hakimin ilk görevi, HMK m. 281 uyarınca bu çelişkiyi gidermeye çalışmaktır. Bunun için, genellikle daha üst düzey uzmanlardan (üniversite öğretim üyeleri, ilgili meslek odalarının en tecrübeli üyeleri gibi) oluşan yeni bir 'hakem bilirkişi' heyeti oluşturur. Bu heyetten, önceki raporları da eleştirel bir gözle inceleyerek, hangi raporun hangi gerekçelerle bilimsel ve teknik olarak daha isabetli olduğunu belirtmesi ve kendi gerekçeli görüşünü sunması istenir. Bu, maddi gerçeğe en çok yaklaştıran yoldur. 2) Takdir Yetkisinin Gerekçeli Kullanımı: Eğer yeni bir rapor alınmasına rağmen hala tam bir fikir birliği sağlanamazsa veya yeni rapor alınması mümkün değilse, hakim mevcut raporlar arasında bir tercih yapmak zorunda kalır. Ancak bu tercih keyfi olamaz. Hakim, kararının gerekçesinde; - Hangi raporun, dosyadaki diğer yan delillerle (belgeler, fotoğraflar, tanık beyanları) daha uyumlu olduğunu, - Hangi raporun, dayandığı bilimsel metot ve mantıksal çıkarım açısından daha tutarlı ve ikna edici olduğunu, - Hangi raporun, sorulan sorulara daha net ve ayrıntılı cevaplar verdiğini tartışarak, tercihinin sebeplerini açıkça ortaya koymalıdır. 3) Hakkaniyet ve Dürüstlük Kuralı: Nihayetinde, kesin bir bilimsel doğruya ulaşılamayan durumlarda, hakim, somut olayın özelliklerine göre tarafların menfaatlerini dengeleyerek, hakkaniyete ve dürüstlük kuralına en uygun olan çözümü benimsemelidir. Maddi gerçeğe ulaşılamayan hallerde, ispat yükünün kimde olduğu kuralı da devreye girecektir. Ancak temel amaç, çelişkiyi mümkün olan en üst düzeyde gidermeye çalışmaktır.