Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 2016/1788 E. sayılı kararında, eser sözleşmesine dayalı alacak davasında, davalı tarafın ticari defterlerinde yer almayan bir faturanın tek başına delil olamayacağı belirtilmiştir. Peki, bu fatura davalının ticari defterlerinde kayıtlı olsaydı, hukuki durum nasıl değişirdi?
Eğer bu fatura davalının ticari defterlerinde kayıtlı olsaydı, hukuki durum tamamen değişir ve fatura, davalı aleyhine 'kesin delil' niteliği kazanırdı. Bu durumun hukuki dayanağı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesidir. HMK m. 222/1, 'Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş... olması şarttır.' der. Maddenin devamında ise, bir tarafın kendi defterindeki kayıtların kendi aleyhine delil teşkil edeceği düzenlenir. Bir tacirin (davalı), karşı taraftan (davacı) gelen bir faturayı kendi ticari defterlerine (örneğin, gider veya borçlar hanesine) işlemesi, o faturanın içeriğini ve dolayısıyla o borcu 'kabul ettiği' anlamına gelir. Bu, bir nevi 'borç ikrarı' niteliğindedir. Bu durumda, davacı yüklenicinin, alacağının varlığını ispatlamak için başka bir delil sunmasına gerek kalmaz. Davalının kendi defterindeki kayıt, HMK m. 222 uyarınca, kendi aleyhine kesin delil oluşturur. Mahkeme, bu kayda dayanarak, faturada yazılı miktarın davacıya ödenmesine karar verebilir. Davalının, 'deftere sehven (yanlışlıkla) kaydettim' gibi bir savunması, ancak defterdeki kaydın sahte veya hileli olduğunu ispatlaması gibi çok istisnai durumlar dışında dinlenmez. Bu nedenle, bir faturanın karşı tarafın defterlerine işlenmesi, o faturayı tek taraflı bir iddia olmaktan çıkarıp, güçlü bir alacak delili haline getirir.