HMK m. 282 ve Yargıtay uygulamaları ışığında, hakimin bilirkişi raporuna duyduğu güven veya güvensizliğin, karar gerekçesine yansıtılma zorunluluğu var mıdır?
Evet, kesinlikle vardır. Hakimin bilirkişi raporuna duyduğu güven veya güvensizliğin, karar gerekçesine (HMK m. 297) açık, somut ve denetime elverişli bir şekilde yansıtılması, adil yargılanma hakkının ve hukuki güvenlik ilkesinin bir gereğidir. Bu zorunluluk, iki farklı senaryoda ortaya çıkar: 1) Hakimin Rapora Güvenmesi ve Hükme Esas Alması: Bu durumda hakim, kararının gerekçesinde, uyuşmazlığın çözümü için neden bilirkişi incelemesine gerek duyduğunu, bilirkişinin hangi tespitleri yaptığını ve bu tespitlerin neden dosyadaki diğer delillerle uyumlu ve hüküm kurmaya elverişli olduğunu açıklamalıdır. Tarafların rapora yönelik itirazları varsa, bu itirazların neden yerinde görülmediğini de belirtmelidir. Yani, raporu neden benimsediğini gerekçelendirmelidir. Sadece 'bilirkişi raporu benimsendiğinden' şeklindeki soyut bir ifade yeterli değildir. 2) Hakimin Rapora Güvenmemesi ve Rapordan Ayrılması: Bu durumda gerekçelendirme yükümlülüğü daha da ağırlaşır. Hakim, HMK m. 282 gerekçesinde de belirtildiği gibi, 'bunun gerekçelerini açıkça ortaya koymak' zorundadır. Gerekçesinde, raporun hangi noktalarda yetersiz, çelişkili veya hatalı olduğunu, hangi delillerle (tanık, belge vb.) çeliştiğini, hangi mantıksal çıkarımının yanlış olduğunu somut olarak göstermelidir. Hakimin, 'rapora itibar edilmemiştir' gibi bir ifadeyle yetinmesi, takdir yetkisinin keyfi kullanıldığı anlamına gelir ve Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılır. Özetle, hakimin bilirkişi raporuyla kurduğu ilişki, onun kişisel ve soyut bir kanaati olamaz. Bu ilişki, dosyadaki delillere dayanan, mantıksal bir silsile içinde ve herkes tarafından anlaşılabilir bir şekilde karar gerekçesine yansıtılmak zorundadır.