HMK m. 282 ve Yargıtay'ın istikrarlı uygulamaları çerçevesinde, hakimin, özel ve teknik bilgi gerektirmeyen bir konuda (örneğin, taraflar arasındaki bir alacak-borç ilişkisinin varlığı) bilirkişiye başvurması hukuka uygun mudur? Bu durumun sonucu ne olur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #260032

Hayır, hakimin özel ve teknik bilgi gerektirmeyen bir konuda bilirkişiye başvurması hukuka uygun değildir. Bu durum, HMK m. 266/1'in ikinci cümlesinin açık bir ihlalidir. Anılan hüküm, 'Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.' demektedir. Bu yasağın temel nedenleri şunlardır: 1) Yargı Yetkisinin Devredilmezliği: Hukuki sorunları çözmek, delilleri değerlendirmek ve kanunları yorumlamak, hakimin asli görevidir. Hakim, bu görevini bir uzmana devredemez. Taraflar arasındaki bir alacak-borç ilişkisinin var olup olmadığı, sözleşmenin yorumlanması, tanıkların dinlenmesi ve belgelerin değerlendirilmesi gibi tamamen hukuki bir konudur. Bu konuda bilirkişiden görüş almak, hakimin yapması gereken işi bilirkişiye yaptırması ve yargı yetkisini devretmesi anlamına gelir. 2) Usul Ekonomisi: Gereksiz yere bilirkişiye başvurmak, yargılamayı uzatır ve taraflara ek masraf (bilirkişi ücreti) yükler. Bu, usul ekonomisi ilkesine aykırıdır. Bu durumun sonucu: Eğer hakim, hukuki bir konuda bilirkişiye başvurur ve kararını bu bilirkişinin hukuki görüşüne dayandırırsa, bu durum Yargıtay tarafından 'hakimin kendi yapması gereken hukuki değerlendirmeyi bilirkişiye bırakması' ve 'hatalı delil değerlendirmesi' olarak nitelendirilir ve mutlak bir bozma sebebi sayılır. Hakim, bilirkişiden sadece maddi vakıaların tespiti için yardım alabilir, hukuki nitelendirme ve sonuç çıkarma görevini kendisi yapmak zorundadır.