Cemal Kaşıkçı kararında, Suudi Arabistan makamlarının 'bir kişinin aynı suçtan iki defa yargılanmasının mümkün olmaması' (ne bis in idem) ilkesine dayanarak kovuşturmanın devrini talep etmesi, uluslararası ceza hukuku açısından nasıl bir anlam taşımaktadır?
Suudi Arabistan makamlarının bu talebi, 'ne bis in idem' ilkesini kendi egemenlik hakları lehine ve yargılama yetkisini Türkiye'den kendi ülkelerine çekmek amacıyla kullanma stratejisini göstermektedir. Bu talebin uluslararası ceza hukuku açısından anlamı şudur: 1) Egemenlik Yetkisinin Vurgulanması: Suudi Arabistan, sanıkların kendi vatandaşı olması ve kendi ülkesinde bulunmaları nedeniyle, onlar üzerinde yargılama yapma konusundaki öncelikli egemenlik hakkını ileri sürmektedir. 'Ne bis in idem' ilkesini, kendi yürüttükleri veya yürütecekleri yargılamanın nihai olması ve başka bir devletin (Türkiye'nin) aynı konuda yargılama yapmaması gerektiği şeklinde yorumlamaktadırlar. 2) Yargılamanın Merkezileştirilmesi Talebi: Bu talep, esasen dağınık haldeki yargılamaların (biri Türkiye'de gıyaben, diğeri Suudi Arabistan'da gıyaben olmayan) tek bir merkezde toplanması ve mükerrerliğin önlenmesi arzusunu ifade etmektedir. Ancak bu merkez olarak kendi adli makamlarını işaret etmektedirler. 3) Uluslararası Alanda İlkenin Sınırlı Uygulanması: Kural olarak, 'ne bis in idem' ilkesi aynı egemen devletin sınırları içinde mutlak olarak geçerlidir. Farklı devletler arasında bu ilkenin uygulanması, genellikle uluslararası sözleşmelere veya mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına bağlıdır. Türkiye ile Suudi Arabistan arasında bu konuda bir sözleşme olmadığından, Suudi Arabistan'ın bu talebi Türkiye için hukuken bağlayıcı değildir. Türkiye, TCK m. 9 uyarınca, Suudi Arabistan'da verilen hükme rağmen kendi yargılamasını yapma hakkına sahiptir. Ancak, 6706 sayılı Kanun'daki 'kovuşturmanın devri' mekanizması, Türkiye'ye, bu hakkını kullanmak yerine, adli işbirliği ve ceza adaletinin sağlanması amacıyla yargılamayı devretme takdir yetkisi tanımaktadır. Suudi Arabistan'ın talebi, bu takdir yetkisinin kullanılmasını tetikleyen bir diplomatik ve hukuki hamle niteliğindedir.