HMK m. 282 ve TMK m. 409/2 hükümleri, hakimin akıl hastalığı veya zayıflığına ilişkin iddiaları karara bağlarken Adli Tıp Kurumu raporuna ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir? Hakim, ATK raporunun aksine bir karar verebilir mi?
Bu iki hüküm, hakimin ATK raporuna yüksek derecede itibar etmesi gerektiğini, ancak mutlak surette bağlı olmadığını gösteren bir denge kurar. TMK m. 409/2, 'akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini' öngörerek, bu konuda bilirkişi incelemesini bir zorunluluk olarak ortaya koyar. HMK m. 282 ise, genel bir kural olarak hakimin bilirkişi görüşünü serbestçe değerlendireceğini belirtir. Bu iki kural birlikte yorumlandığında: Hakim, ATK raporunun aksine karar verebilir, ancak bu son derece istisnai bir durumdur ve çok güçlü gerekçeler gerektirir. ATK, bu alandaki en üst düzey ve kurumsal uzman bilirkişi olarak kabul edilir. Hakimin, bu kurumun bilimsel tespitlerinin aksine karar verebilmesi için, raporun kendisinde bariz bir çelişki olması, dosyadaki diğer kesin tıbbi kanıtlarla (örneğin farklı bir üniversite hastanesinden alınmış ve daha detaylı bir heyet raporu gibi) çelişmesi veya raporun dayanaktan yoksun, spekülatif veya yetersiz olduğunun açıkça anlaşılması gerekir. Hakimin, sadece tanık beyanlarına veya kendi kişisel gözlemine dayanarak, bilimsel bir ATK raporunun aksine karar vermesi, hukuka uygun görülmez ve Yargıtay tarafından 'eksik inceleme' veya 'hatalı değerlendirme' olarak nitelendirilerek bozma nedeni sayılır. Özetle, hakim teorik olarak bağlı değildir, ancak pratikte ATK raporundan ayrılması için, raporun güvenilirliğini sarsan çok ciddi ve somut başka bir delilin dosyada bulunması şarttır.