Cemal Kaşıkçı başvurusunda Anayasa Mahkemesi, kovuşturmanın devri kararından sonra sanıkların yargılandığı yabancı ülkedeki süreçte alınan kararları ve bunun Türkiye'deki kovuşturmaya etkisini yaşam hakkının usul boyutu açısından nasıl değerlendirmiştir? 'in dubio pro reo' ilkesinin bu bağlamdaki rolünü açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #259873

Cemal Kaşıkçı başvurusunda, kovuşturmanın Suudi Arabistan'a devredilmesi ve ardından yabancı yargı makamlarınca verilen kararların Türkiye'deki kovuşturmaya etkisi incelenmiştir. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Suudi Arabistan'dan gelen mahkûmiyet ve kovuşturmaya yer olmadığı kararlarını incelemiş ve 'in dubio pro reo' (şüpheden sanık yararlanır) ilkesi gereğince, maddi vakıanın sübutunun net ve duraksamasız olarak belirlenemediği durumlarda mahkumiyet kararı verilemeyeceğini belirtmiştir (AYM Kararı § 58). AYM, Türk adli makamlarının, sanıkları hazır edememeleri ve Suudi makamlarının bir kez daha kovuşturma olanağı bulunduğuna ilişkin cevabını dikkate alarak kovuşturmayı sonlandırdığını belirtmiştir (AYM Kararı § 166). AYM, Türk adli makamlarının 'bir uluslararası iş birliği sağlama ve kovuşturmanın sanıkların tamamı hakkında olmasa da bir kısmının (toplamda 8 sanık) uzun süreli hürriyeti bağlayıcı cezalarla karşı karşıya kalmasıyla aleyhlerine sonuçlanmasına yönelik gerekli çabayı gösterdiği'ni ve anılan cezaların Türk adli makamlarının çabaları sonunda verildiğini dikkate alarak yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varmıştır (AYM Kararı § 166, 167). Bu durum, AYM'nin uluslararası işbirliği bağlamında devletin elindeki imkanları azami ölçüde kullanmasını ve faillerin cezasız kalmamasını sağlamayı hedeflediğini gösterir.